29 Eylül 2011 Perşembe

Sony Alpha NEX-C3’ü Nepal’de Test Ettik

Sony NEX serisi ile yakaladığı başarıyı yeni modelleri ile pekiştirmeye devam ediyor. Kendine özgü tasarımı, kullanıcı dostu özellikleri ve yüksek görüntü kalitesi ile en yeni modellerden biri olan NEX-C3 için biz de bu sayımızda özel bir inceleme yaptık. Sony Alpha NEX-C3’ü Nepal’de test ettik!

Bu özel inceleme yazısında NEX-C3 modeli ile ilgili genel özellikleri, deneyimlerimi, gözüme takılanları ve ayrıca Nepal’de yaptığımız geziden izlenimlerimi bulabilirsiniz. Nepal, gezginlerin ve fotoğraf meraklılarının en çok gitmeyi istedikleri ülkelerden biridir. Ama sadece bu kadarla sınırlı değil, belki de dağcılık ve trekking yapanların rüyalarına giren yerlerden biridir desek hata yapmış sayılmayız. Dünyanın en yüksek dağı olan Everest (8848m) Nepal’dedir ve sadece bu yüzden her yıl on binlerce turist sadece Everest’i biraz daha yakından görebilmek için Nepal’e akın eder. Nepal genellikle tek başına gidilmeyen ülkelerdendir. Bu da ne demek diyebilirsiniz. Şöyle ki, çoğu zaman Hindistan-Nepal, Nepal-Tibet, Nepal-Bhutan gibi programlar yapılır ve Nepal’de çok az zaman geçirilir. Tabi amacınız dağlara çıkmak ve trekking yapmaksa uzun programlar yapmak gerekir.
Bu gezimizde çok koşturmalı ve yorucu bir program yapmak istemedik. Bu yüzden kendimize uçuşlar dahil 9 günlük bir zaman ayırdık ve sadece Kathmandu ile çevresini gezelim istedik. Eğer amacınız biraz gezi ve biraz da fotoğraf çekmekse size tavsiyem çok yer görme telaşından kurtulun. Ne kadar çok yer gördüğünüz değil, o gördüğünüz yerlerde nasıl zaman geçirdiğiniz daha önemlidir. Normalde Kathmandu ve çevresi için 9 gün biraz fazla gibi görünse de biraz önce dediğim gibi sakin bir programla çok daha iyi fotoğraflar çıkarabilmek mümkündür.
Gezi programımızı hazırlamaya başladığımızda en büyük sorun olan uçak biletlerini tahminimizden çok daha uygun bir şekilde Airarabia üzerinden hallettik. Airarabia, İstanbul’da Sabiha Gökçen’den uçan ve Sharjah aktarmalı olarak Katmandu’ya gittiğimiz bir hava yolu şirketi. Uçak biletleri çoğu zaman uygun, ancak bekleme süreleri ve uçak içerisinde her türlü servisin paralı olması dolayısıyla herkese hitap etmeyebilir.
Uçak işini hallettikten sonra Nepal programımızı hazırladık. Kısaca Kathmandu, Patan, Bhaktapur, Nagarkot ve Dhulikel’i kapsayan bir gezi rotası çizdik. Nepal’de daha önceden çalışılmış ve referans verilen bir acente üzerinden de araç ve otel rezervasyonlarımızı yaptık.
Küçük bir bavul ve yine küçük fotoğraf sırt çantam ile geziye başlamaya hazırdım artık. Seyahat boyunca kullanacağım Sony NEX-C3 ve gezi notlarımla...

Hafif ve güçlü: Sony NEX-C3
Sony’nin NEX-C3 modeli, test ettiğimiz sırada dünyada sınıfının en küçük ve en hafif değiştirilebilir objektifli dijital fotoğraf makinesiydi. Değişik renk seçenekleri ile satışa sunulan NEX-C3, sağlam metal üst gövdeyi, kullanımı kolay, modern kavrama şekli ile birleştiren, çekici bir gövde tasarımı ile sunuyor. Ana devre boyutlarının küçültülmesi, makine gövde ağırlığını 225 grama kadar indiriyor. Bu da, NEX-3’e göre, neredeyse yüzde 6 daha düşük bir ağırlığa işaret ediyor. NEX-C3, 16.2 milyon piksel (APS-C) Exmor HD CMOS sensöre sahip. Yani hafifliği ve kompakt boyutu sizi yanıltmasın. Büyük görüntü sensörü ve güçlü işlemcisi ile en zor ışık şartlarında çektiğiniz görüntüler bile sizi tatmin edecektir. Ayrıca elinize aldığınız andan itibaren çok kısa bir sürede uyum sağlayacağınızı düşündüğüm bir model NEX-C3…
Şu bir gerçek ki çoğu zaman büyük ve ağır fotoğraf makineleri ile çekim yapmak gereksiz olabiliyor ya da kısa bir gezide büyük çantalarla dolaşmak o geziden aldığınız tadı kaçırabiliyor. İşte tam bu noktada büyük görüntü sensörüne sahip böyle bir makine imdadınıza yetişiyor. Profesyonel görüntü kalitesi hem ışıklı hem de az ışıklı ortamlarda sizi memnun ediyor. Sağlam gövde yapısı, ince hatlar ve küçük detaylar… Makine için ilk bakışta söylenecekler olabilir. Ancak tabi şunu da unutmamak gerekiyor, bu tür makineler ağır iklim koşulları için tasarlanmadıkları için kullanırken biraz daha dikkatli ve hassas davranmakta fayda var.
NEX-C3 sadece ileri fotoğraf bilgisi olanlar için tasarlanmış bir makine değil tabi ki… Fotoğraf ayarlarının, fotoğrafçılık terimlerini bilmeyenlerce yapılabilmesini sağlayan, sezgisel yeni ‘Photo Creativity” arayüzü ve gerçek zamanlı ön izleme ile entegre ‘Picture Effect’ özelliği de kullanılmış. Aralarında, 3D panoramik çekim, otomatik HDR ve elde alacakaranlık modunun da bulunduğu çok kareli görüntüleme teknikleri de oldukça faydalı.

720p HD Video
16.2 milyon piksellik Exmor APS HD CMOS sensör kullanan NEX-C3, 1280x720 (30fps) MPEG4 formatında stereo video görüntüleri de gayet başarılı bir şekilde kaydediyor. Şahsen çok video çeken birisi değilimdir. Ancak Nepal gibi ülkelerde sadece fotoğraf çekerek her şeyi göstermeniz pek mümkün değildir. Yapılan törenler, eğlenceler ve başka birçok etkinlik o kadar renklidir ki bir veya birkaç kare fotoğrafla anlatılması imkansızdır. İşte tüm bu renkleri, coşkuyu ve sesleri kaydetmek için çoğu kez NEX-C3’ün video kaydetme özelliğini de kullandım. Video kayıt modu deklanşörün sağ alt tarafında bulunan ayrı bir düğme aracılığı ile yapılıyor. Yani menülerde dolaşmadan ve vakit kaybetmeden kolayca video kaydetmeye başlayabiliyorsunuz.

Kullanıcı dostu arayüz ve menü
NEX-C3 için kullanılan menü sistemi ve semboller herkesin kolaylıkla anlayabileceği şekilde konumlandırılmış ve açıklanmış. Sezgisel yeni Photo Creativity arayüzü, ‘diyafram açıklığı’, ‘pozlama değeri’ ve ‘beyaz dengesi’ gibi teknik terimlerin yerine, ‘arka plan bulanıklaştırma, ‘parlaklık’ ve ‘renk’ gibi daha kullanıcı dostu ve sezgisel terimler sunuyor. Kafa karıştıran menü seçenekleri arasında kaybolmanıza veya bunların kompozisyonunuz üzerindeki etkisini tahmin etmeniz gerekmiyor. Gerçekleştirdiğiniz ayarlamaların etkilerini ekran üzerinde görebilmek için tek yapmanız gereken, fotoğraf makinesinin arkasında bulunan kontrol ayarını çevirmek. Dilerseniz, daha karmaşık yaratıcı efektler yaratmak üzere, iki veya daha fazla farklı seçeneği de bir araya getirebilirsiniz.

Xtra Fine TruBlack LCD
Her açıdan rahat görüş sağlamak üzere eğilebilir yüksek kontrastlı 3 inç (7.5cm) Xtra Fine LCD (920.000 piksel), zengin, derin siyah renklere sahip yüksek kontrastlı görüntüler için TruBlack ekran teknolojisini sunuyor. Bu, dışarıda, parlak güneş ışığının altındayken dahi çekim yapmak ve gerçekleştirilen görüntü ayarlarının etkilerini değerlendirmek için uygun bir seçenek sunuyor.
LCD ekran gerçekten çok aydınlık yerlerde bile uygun bir çekim imkanı sunuyor. Makineyi Nepal’de kullanmaya ilk başladığım zamanlarda ekranla ilgili yaşadığım küçük bir sıkıntı oldu. O da ekranın parlaklık ayarını otomatik modda bıraktığım için ortam ışığına göre LCD kendini karartıp açıyordu. Bu pek istediğim bir özellik olmadığı ve pozlama değerleri konusunda beni yanıltabileceği için menüden girip bu özelliği kapatmak yeterli oldu.
Panoramik çekim
Sony’nin sunduğu gelişmiş çok kareli görüntüleme teknolojileri, NEX-C3’ün imkanlarını daha da genişletiyor. 3D Panoramik Çekim, 3D TV’nizde tadına varabileceğiniz 3D ekstra geniş görüntüler yakalıyor. Otomatik HDR, uç noktadaki gölge ve parlak ışık ayrıntılarını tek bir karede yakalamak için yüksek hızda birbirini izleyen ardı ardına üç pozlamayı ‘kümeliyor’. Benzer şekilde, Elde Alacakaranlık ve Hareket Bulanıklığını Önleme modları, yumuşak, düşük parazitli görüntüler yakalamak için altı pozlamayı otomatik olarak birleştiriyor, böylece mevcut ışık altında çekim yaparken elin titremesi ve fotoğrafı çekilen kişinin hareket etmesinden kaynaklanan bulanıklığın da önüne geçilmiş oluyor.
Pil ömrü
Geliştirilen pil ömrü sayesinde daha çok fotoğraf ve video kaydı yapılabiliyor. Geliştirilmiş enerji verimliliği pilin dayanıklılığını şarj başına 400 fotoğraf gibi, NEX-5/NEX-3’e kıyasla yüzde 20’nin de üstünde iyi bir düzeye yükseltiyor. Gün içerisinde çektiğim fotoğraf ve videolarda NEX-C3’ün şarjı beni yarı yolda bırakmadı. Ancak her gün düzenli olarak şarj ettim.

Nepal Gezimiz…
Nepal gezimiz; Kathmandu, Patan, Bhaktapur, Nagarkot ve Dhulikel’i kapsadı. İsterseniz şimdi de faydalı bazı notlar aktarmak istiyorum.
Ulaşım: Nepal’e pek çok havayolu şirketi ile ulaşabilirsiniz. Türkiye’den direkt uçuş olmadığı için mutlaka aktarma yapmak zorundasınız. Bu yüzden uçuş tercihinizi yaparken transfer için beklediğiniz süreyi göz önüne almayı unutmayın. Bazı uçuşlarda bir gün bekleme yapmak zorunda kalabilirsiniz. Size tavsiyem programınızı yaptıktan sonra uçak biletlerinizi bir an önce alın.

Tur ile Nepal: Yazdıklarımı okuyunca sorabilirsiniz, herkes böyle mi Nepal’e gidiyor diye… Tabi ki hayır. Eğer isterseniz Nepal’e pek çok tur şirketinin düzenlediği gezi programları ile de gidebilirsiniz. Ancak çoğu, sadece Nepal’e tur düzenlemedikleri için Hindistan-Nepal yapıp Nepal’de az bir zaman geçirebilirsiniz. Size tavsiyem Nepal konusunda uzmanlaşan Fototrek ile fotoğraf amaçlı yapılan gezilere katılmanızdır. Biz bu Nepal gezimizde Fototrek ekibi ile Kathmandu’da karşılaştık ve hatta aynı otelde kaldık.

Vize: Nepal seyahat etmesi en kolay ülkelerden biri. Kathmandu’da uçaktan indikten sonra doldurulan iki basit vize kağıdı ile 25 dolara kolayca vizenizi alabiliyorsunuz. Vize için bir vesikalık fotoğraf isteniyor. Ama siz yine de yanınızda iki fotoğraf bulundurun. Vize işlemleri eğer çok sıra yoksa 10-15 dakika sürüyor.

Yemekler: Nepal gibi ülkelere ilk kez gidiyorsanız çevrenizden duyduğunuz bazı olumsuzluklar sizi rahatsız edebilir. Özellikle bu tür ülkelerde “aç kaldık” gibi şeyler duyabilirsiniz. Ama şunu söylemeliyim ki Nepal’de aç kaldık diyen, ya çok seçicidir ya doğru söylemiyordur. Nepal mutfağına özgü az sayıdaki yemekleri her yerde bulamayabilirsiniz. Ama bulursanız mutlaka tadına bakın. Genellikle pek çok turistik lokantada Çin, Tayland, Hindistan ve hatta Meksika lezzetlerini bulabilirsiniz. Özellikle Kathmandu’da Thamel civarında pek çok kaliteli yer mevcut. Fiyatlar bize göre gayet ucuz. Yemeklerin masanıza gelme süreleri ise hızlı sayılabilir. Yemek ücretlerine %10 servis + %13 vergi gibi ekler geliyor. Yani hesap yaparken toplam hesabınıza %23 daha eklemeyi unutmayın.
Tatlılar konusunda ise pek başarılı olduklarını düşünmüyorum. Değişik biralar tatmayı seviyorsanız Everest’i mutlaka deneyin, pişman olmazsınız.
Ulaşım-Trafik: Nepal’de karayolu ile bir yerden bir yere gitmek tam bir işkence olabilir. Normalde 1 saatte gidilebilecek bir yolu 3 saatte almanız normal sayılır. O yüzden mesafeleri ve yolculuk sürelerini çok iyi hesaplayın. Şehirlerde dar sokaklar, yoldan yürüyen insanlar, kornalara karşı tepkisiz hayvanlar, tuk-tuklar, bisikletler, motosikletler bir an önce alışmanız gerekenler… Kısa mesafeler için bisikletli tuk-tukları veya minik taksileri kullanabilirsiniz. Önceden pazarlık etmeyi unutmayın. Bu arada trafik soldan aktığı için karşıdan karşıya geçerken biraz daha dikkatli olun.

Mevsim: Nepal’de Haziran başı ile Ağustos sonu arası yoğun bir muson mevsimidir. Bu aylarda fotoğraf çekmek için Nepal’e gitmenizi pek tavsiye etmem. Hava hem sıcak, hem nemli, hem de inanılmaz yağışlıdır. En iyisi Eylül ortasından Ocak’a kadar olan zaman dilimidir. Bu aylarda hava sıcaklığı dolaşmanız için de en ideal seviyededir.

Oteller: Nepal’de çok çeşitli bütçelere göre konaklama imkanı var. Eğer bir tur ile gidiyorsanız bunu fazla dert etmenize gerek yok. Zaten tur şirketleri daha önce denenmiş ve tavsiye edilmiş otellerde kalıyor. Ancak kişisel bir program yapıyorsanız kalacağınız otelleri internetten biraz araştırın. 3 ve 4 yıldızlı oteller en uygun olanları. Kathmandu’daki otellerin çoğu dışarıdan pekiyi görünmeyebilir. Bu arada her gün yaşanan elektrik kesintilerine karşı da hazırlıklı olun. Bazı küçük işletmelerin jeneratörleri olmayabiliyor. Küçük bir tavsiye daha yanınızda el sabunu ve şampuan götürün.

Alış-veriş: Kathmandu’da dağcılık ekipmanları, trekking ve outdoor malzemeleri satan onlarca dükkan görebilirsiniz. Ancak unutmayın, özellikle outdoor malzeme satan dükkanlardaki çoğu ürün sahte! Zaten bunu ürünleri, kalitesinden ve fiyatlarından da anlayabilirsiniz. Yerel olarak size tavsiye edebileceğim ürünler; masklar, yak tüyünden şallar, atkılar, örme şapkalar, eldivenler, takılar ve tütsüler… Yine hatırlatmakta fayda var, ne alırsanız alın mutlaka pazarlık yapın. Çekinmeden size söylenenin en az yarısını önerin, orta bir noktada buluşursunuz.
Dini yerler – girişler: Nepal’de dini ve turistik yerlere girişlerin hemen hepsi ücretlidir. Girişler çoğunlukla 150-500 Rp arasında değişiyor. Sadece Bhaktapur tarihi şehri girişi biraz pahalı, 1100Rp idi. (1 dolar=72 Rp) Nepal’de genel olarak fotoğraf çekilmesine itiraz eden çok az kişi ile karşılaştım. Güler yüzlü, sakin ve nazik olursanız fotoğraf çekimi konusunda sıkıntı yaşamazsınız. Bu arada yanınızda epeyce bozuk para bulundurmakta fayda var. Dini yerlerin çoğunda ve özellikle Saduları çekebilmek için bolca bahşiş vermeniz gerekebilir.

Kathmandu ve Çevresinde Görmeniz Gerekenler
Swayambhunath: Kathmandu vadisinin en önemli Budist tapınağıdır. Tapınağın tepesine çıkmak için 365 basmak çıkmanız gerekiyor. Eğer şanslıysanız havanın açık olduğu günlerde buradan vadiyi çok iyi bir şekilde fotoğraflayabilirsiniz. Burada gezerken maymunlara da dikkat etmeniz gerekiyor. Yarım küre olan ana yapının kenarındaki dua tekerlekleri saat yönünde çevrilerek ibadetler gerçekleştiriliyor. Yarım kürenin hemen üstünde yaldızlarla kaplanmış bir bölüm ve küçülerek yükselen çemberlerden oluşan sivri bir kule inşa edilmiştir. Bu kulenin dört tarafına resmedilmiş Buda’nın her şeyi ve her yeri gören gözlerinin Kathmandu vadisinde yaşayan Budistleri her türlü kötülükten ve kötülük yapmaktan koruyup kolladığına inanılır.
Pashupatinath: Nepal’in en önemli Hindu tapınaklarından birisidir. Hindistan’ın Ganj Nehri gibi kutsal olduğuna inanılan Bagmati Nehri’nin kıyısında yer alır. Tapınağın içine sadece Hindular girebilmektedir. Ancak nehir kenarında yer alan ölülerin yakıldığı yerleri gezebilirsiniz. Varanasi’den farklı olarak burada ölü yakma törenlerinde fotoğraf çekebilirsiniz.
Boudhanath: Bu stupa Katmandu’nun yaklaşık 5km kuzey doğusunda yer almaktadır. Yükseklik ve genişlik açısından Nepal’in en büyük stupasıdır. Dünyanın dört bir yanından Budistler (Bhutan, Tibet, Hindistan ve daha birçok ülkeden) bu stupayı ziyaret için gelirler. Stupanın en alt katında 150 civarında dua tekerleği bulunur ve burayı ziyaret edenler saat yönünde bu tekerlekleri çevirerek dolaşır. Buranın yakınında pek çok Budist manastırı bulunur ve gün içerisinde yaptıkları ayinleri izlenebilir.

Thamel: Kathmandu’nun en merkezi ve turistik yeri sayılabilir. Pek çok otel, restaurant, bar, seyahat malzemeleri ve hediyelik eşya satan dükkan burada bulunuyor.
Patan: “Lalitpur” olarak da bilinir, kelime anlamı güzellikler şehridir. Patan Budistler için Asya’daki en önemli şehirlerden biridir ve şehrin dört köşesi de stupalarla çevrilmiştir. 7’nci yüzyıldan beri Hindistan, Tibet ve Çin’den hacılar, bilginler ve keşişler şehri ziyaret ederler. Patan; Hindu tapınaklar, Budist anıtlar, bronz figürler, koruyucu tanrılar, harika metal ve tahta oymalarla bezenmiş yapılarla doludur.

Bhaktapur: Kathmandu’nun yaklaşık 14km doğusunda ve denizden 1400 metre yükseklikte olan Bhaktapur bir açık hava müzesi gibidir. Bhaktapur şehrinin kültürü de tapınakları kadar gösterişli ve eşsizdir. Değişik aylarda pek çok etkileyici festival düzenlenir. Bhaktapur’da el yapımı kağıt imalathaneleri, çömlekçilik ve değişik el sanatları görülebilir. Pottery Meydanı çömlekçilerin görülmesi ve fotoğraflanması için kaçırılmaması gereken bir noktadır.

Changu Narayan Tapınağı: Birçok yıkımlara ve yangınlara tanıklık eden tapınağın geçmişi 4. yy’a kadar dayanmakta. Unesco dünya kültür mirası kapsamında koruma altında olan bir tapınak burası. Tapınak Visnu için inşa edilmiş bir yapı. İnce işçilikleriyle, çeşitli dini figürlerle oldukça büyüleyici bir havaya sahip bir tapınak burası.
Nagarkot: Şehrin gürültüsünden uzakta yaklaşık 2200 metre yükseklikte olan Nagarkot, doğayla baş başa kalabileceğiniz bir yer. Kathmandu’nun 30 km kuzeyinde yer alan Nagarkot, Himalayalar üzerindeki gündoğumu ve günbatımı manzarası ile ünlü olan eski bir yerleşim.

Dhulikel: Küçük bir yerleşim olan Dhulikel’in pek çok noktasından vadilerin ve Himalayaların eşsiz manzarası görülebilmektedir. Havanın uygun olduğu durumlarda gün batımı için bulunmaz bir yerdir.

İnternetsiz olmaz (mı?)

Bazen konuşulurya, cep telefonu yokken ne yapıyorduk? ya da televizyonda tek kanallı dönem ne güzeldi falan diye… Nostalji arayışları ve güzel anılar bir kenara, artık bazı şeyleri geri döndürmemiz, zamanda yolculuk yapmamız ne yazık ki mümkün değil. Günümüz yaklaşımlarını ve gereksinimlerini öyle ya da böyle kabul etmemiz gerekiyor. Bundan 20 sene önce çocuklara bilgisayarla fazla haşır neşir oldukları için kızarken şimdi derslerini yapmaları için bilgisayar başına oturmaları için ısrar ediyoruz. Kısaca zaman değişiyor…

Bazen köşe yazılarımda ilginç anket ve araştırma sonuçlarına yer veriyorum. Bu sayıda da Cisco’nun, yıllık “Cisco Connected World Technology Report” araştırmasının ikincisinden bazı bilgileri paylaşmak istiyorum. Araştırma sonuçları özellikle internetin hayatımıza nasıl girdiğini ve sosyal ağların önemini göstermesi açısından oldukça ilginç.
Araştırma raporunun yayımlanan ilk bölümünde insan davranışlarıyla internet ve ağların yaygınlaşması arasındaki ilişki inceleniyor ve bu bağlamda şirketlerin, teknolojik yaşam tarzı trendlerinin etkisi altındayken nasıl rekabetçi kalabileceğiyle ilgili fikirler üretiliyor.

14 farklı ülkeden 30 yaş ve altındaki üniversite öğrencileri ve çalışanlar arasında yapılan anketlere dayanan rapor, günümüzdeki ve gelecekteki çalışan ve işletme gereksinimlerini dengelemeye çalışan şirketlerin günümüz ortamında karşılaştığı zorluklara ışık tutuyor. Ve bu ortamda artan mobilite kabiliyetleri, güvenlik riskleri ve -sanallaştırılmış veri merkezlerinden bulut bilişime ve geleneksel kablolu ve kablosuz ağlara kadar- bilgiyi aynı zamanda her yerde sunabilen teknolojiler dikkat çekiyor.
Veri ağlarının insanların yaşamındaki artan önemine işaret eden çalışma, üniversite öğrencileri ve çalışanların üçte birinin interneti hava, su, gıda ve barınma gibi temel ihtiyaçlar kadar önemli bulduğunu gösteriyor. Rapor aynı zamanda, çalışmaya katılanların yarıdan çoğunun internet olmadan yaşayamayacağını belirttiğini ve interneti “yaşamlarının ayrılmaz bir parçası” olarak gördüklerini de ortaya koyuyor.
Bu ve buna benzer diğer pek çok bulgu, dünyanın yeni nesil çalışanlarının zihniyetine, beklentilerine ve davranış biçimlerine ışık tutarak yeni neslin işletme iletişiminden ve mobil yaşam tarzlarından işe alım, kurumsal güvenlik ve şirketlerin rekabet gücü gibi konulara kadar her alanda nasıl etkileri olacağını gösteriyor.

Raporun başlıca bulguları şöyle:

Hayatın Temel Kaynaklarından Biri Olarak Internet
• Hava, Su, İnternet: Dünya çapında ankete katılan her üç üniversite öğrencisi ve çalışandan biri (%33) internetin temel bir kaynak olduğuna inanıyor. Katılımcıların yaklaşık yarısı (üniversite öğrencilerinin %49’u ve çalışanların %47’si) internetin bu önem seviyesine “oldukça yakın” olduğuna inanıyor. Bu iki bulgu birleştirildiğinde her beş üniversite öğrencisi ve çalışandan dördünün internetin günlük yaşamı sürdürebilmede hayati önem taşıdığına inandığı ortaya çıkıyor.
• Günlük Hayatın Ayrılmaz Parçası: Katılımcıların yarısından fazlası (üniversite öğrencilerinin %55’i ve çalışanların %62’si) internet olmadan yaşayamayacaklarını ifade ederek interneti “yaşamlarının ayrılmaz bir parçası” olarak tanımladı.

Sosyal Medyanın Etkisi
• Facebook Etkileşimi: Küresel olarak üniversite öğrencilerinin (%91) ve çalışanların (%88) yaklaşık onda dokuzu Facebook hesabı olduğunu söylerken bunlar arasından üniversite öğrencilerinin yüzde 89’u ve çalışanların yüzde 73’ü Facebook hesaplarına günde en az bir kez girdiğini belirtti. Aynı grupta üç kişiden biri (%33) günde en az beş kez hesabına baktığını söyledi.
• Çevrimiçi Mola ya da Dikkat Dağıtma? Üniversite öğrencileri proje veya ödev hazırlarken çalışmalarının anlık mesajlaşma, sosyal medya güncellemeleri ve telefon çağrıları gibi etkenler nedeniyle sürekli olarak kesintiye uğradığını bildirdi. Beş üniversite öğrencisinin dördünden fazlası (%84) bir saat içinde en az bir kez kesintiye uğradığını söyledi. Beş öğrenciden yaklaşık biri (%19) bir saatte altı veya daha fazla sayıda kesintiye uğradığını belirtti; yani ortalama olarak 10 dakikada en az bir kez. 10 kişiden biri (%12) bir projeye odaklanmaya çalışırken kaç kez kesintiye uğradığının sayısını takip edemediğini bildirdi.
• İş Demek Hayat Demek: İş ve özel yaşam arasındaki sınır giderek incelirken, 10 çalışandan yedisi yöneticilerini ve/veya birlikte çalıştıkları kişileri Facebook’ta “arkadaş” olarak eklediğini belirtti ki bu da iş hayatıyla ve özel hayatı birbirinden ayıran sınırların ortadan kaybolmaya başladığını gösteriyor.
• İşyerinde Fısıltı Gazetesi: Twitter kullanan çalışanlar arasında her üç kişiden ikiden fazlası (%68) yöneticilerinin ya da meslektaşlarının, yüzde 42’si ise her iki grubun da Twitter faaliyetlerini takip ederken, üçte biri (%32) özel hayatlarını kendilerine saklamayı tercih ediyor.

26 Eylül 2011 Pazartesi

“İnsanı Fotoğraflamak” Atölyesi Kuşadası’nda…

Bu yıl ikincisi düzenlenen Kuşadası Fotoğraf Günleri ve Fotomaratonu, 23-24-25 Eylül 2011 tarihleri arasında yapıldı. Kuşadası Belediyesi ile Kuşadası Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği’nin (KUFSAD) birlikte düzenlediği etkinlik, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da hem fotoğraf günleri hem de fotomaraton olarak yapıldı.
Fotoğraf günleri çerçevesinde çeşitli söyleşiler, panel ve atölye çalışmaları gerçekleştirildi. 24 Eylül 2011 tarihinde ben de “İnsanı Fotoğraflamak” isimli bir atölye yaptım. Fotoğraf meraklıları ve değerli hocalarımın katılımları ile bu atölye çalışmamda, “Yaşamdan” isimli fotoğraf projemi hazırlarken yaşadığım ilginç anları, başımdan geçenleri ve bazı ipuçlarını paylaştım.
Ayrıca yine bu atölye çalışmamda “İyi fotoğraf makineleri iyi fotoğrafı garanti eder mi?” ve “Güvenli depolama-arşivleme” konularında da güncel bilgiler sundum.

9 Eylül 2011 Cuma

Fotoğraf Çekerken Yoldan Çıkabilirsiniz!

Fotoğraf çekmek için gideceğimiz yollar ve rotalar bazen bizim için sınırlayıcı olabilir. Bir planlama yaparken çoğu zaman bozuk yollardan kaçarak belki de en güzel fotoğraf karelerini yakalayacağımız o eşsiz güzellikleri pas geçeriz.
Ülkemizin bazı doğal ve tarihi güzelliklerine ulaşmak için herkesin gittiği yollardan, rotalardan yararlanabilirsiniz. Ama en iyisi kendi rotanızı kendinizin belirlemesidir. İşte bunu yapabilmeniz için zor yollarda sizi yarı yolda bırakmayacak bir araç şarttır. İşte şimdi size tam da böyle bir araçtan söz edeceğim. Geçtiğimiz haftalarda Nissan’ın X-Trail adlı aracını test etme fırsatı buldum ve kısa bazı izlenimlerimi aktarmak istiyorum.
Kısa bir rota…
Uzun zamandır gitmeyi düşündüğüm Bozcaada için dönüşte Asos ve Gelibolu’nu da içine katarak güzel bir rota çizdim. Önce Yenikapı-Bandırma feribotu ile Bandırma’ya, daha sonra Biga, Çan, Bayramiç, Ezine ve oradan da Geyikli iskelesine ulaştım. Bozcaada’ya gitmek için birden çok alternatif var. Ama sanırım söylediğim bu yol arabayla gidildiğinde en keyiflisi. Güzel manzaralar eşliğinde, fazla yorulmadan izlediğim Biga, Çan, Bayramiç, Ezine yolu biraz dar ve bazı yerlerde bakım çalışmaları sürüyor. Ancak biz gittiğimizde bu güzergah oldukça sakindi. Daha sonra Geyikli iskelesine ulaştıktan sonra Bozcaada’ya her saat başı kalkan arabalı vapurla ulaşıyorsunuz. İskeleye geldiğinizde direkt sıraya geçerek, gidiş-dönüş biletinizi alabilirsiniz.
Dönüşte ise önce Asos’a uğradık ve sonra Ezine üzerinden Çanakkale’ye ulaştık. Eceabat üzerinden Gelibolu’ya geçerek şehitlikleri ve abideyi ziyaret ettik. Daha sonra Tekirdağ üzerinden İstanbul’a döndük. Bu programı 5 günde sıkılmadan, acele etmeden sakin sakin tamamladık.

Bozcaada
Bozcaada’ya ilk kez 1998 yılında gitmiştim. Aylardan Eylül sonu idi ve ortam oldukça sakindi. Denizi ise bir o kadar soğuk. Ada için “kimisi çok sever, kimisi hemen ayrılmak ister” derler. Sanırım ben sevenlerdenim… Bu sefer gittiğimde ise biraz kalabalıklaşmış buldum adayı. Oteller, pansiyonlar çoğalmış, oda fiyatları arttıkça artmış.
Bozcaada çok ilginç ve keyifli bir yerdir. Adanın küçük bir merkezinde yoğun bir yerleşim görürsünüz. Merkezden biraz uzaklaştığınızda ise yalnızsınız. Tabi ünlü Ayazma Plajı hariç! Ayazma Plajı’na Temmuz ve Ağustos aylarında arabayla giderseniz şansınız bol olsun, park yeri bulmak pek kolay olmayabilir. Hele sahilde boş şemsiye, şezlong bulmak daha da zor. Ama üzülmeyin, Bozcaada’nın en güzel yanlarından biri birbirinden güzel onlarca irili ufaklı koyu olması… Bozcaada küçük bir ada ve tamamına yakın bir kısmını arabayla en fazla 1 saatte dolaşabilirsiniz. Ana yolları gayet düzgün, hiçbir problem yok. Ancak birbirinden güzel onlarca farklı koyu keşfetmek için kullandığınız araca güvenmeniz şart. Koylara inebilmek ve kimseler olmadan tek başınıza denize girebilmek için bu dar toprak yollardan gitmeniz gerekiyor. Bazı yerlerde ise bu toprak yollar daha da bozuluyor ve irili ufaklı taşlarla kaplanıyor. Unutmadan arabanın arkasına plaj şemsiyesi, hasır ve küçük bir şezlong koyarsanız bu ıssız koylarda keyfinizi daha da artırabilirsiniz.
Nissan X-Trail
Tam bu noktada test ettiğim Nissan X-Trail’den bahsetmeye tekrar başlayabilirim. Nissan’ın ana çizgilerini koruyarak yenilediği X-Trail modeli, teknolojik açıdan pek çok gelişmiş özelliklerle donatılmış. Dış görünümü oldukça şık, çağdaş ve iddialı… 18 inç on kollu alüminyum alaşımlı jantlar ise araca hem şık, hem sağlam bir duruş kazandırıyor.
Aracın iç malzeme kalitesi oldukça yüksek. Birçok eşya gözü, geniş bagaj hacmi bizim gibi çok aksesuarla seyahat edenler için oldukça iyi. Geniş iç hacim ve yüksek tavan kullanım için ferah bir ortam sağlıyor. Koltuklar son derece rahat. Sadece deri oluşu uzun süre oturunca biraz terletiyor. Direksiyon büyüklüğü, göstergeler gibi iç donanım özellikleri de çok iyi tasarlamış. Özellikle elektrikli panoramik sunroof arka koltuklara doğru açılan geniş yapısıyla dikkat çekiyor. Aracın içini daha da ferahlatıyor. Tüm bu özellikler sürüş keyfinizi daha da artırıyor.
Aracın en dikkat çeken ayrıntılarından biri de üst tavan rayları. Güçlü bir görünüm sunan bu tavan raylarının ön kısmında ise entegre edilmiş güçlü aydınlatma lambaları yer alıyor. Bu lambalar sadece arazi şartlarında çalıştırılmak için tasarlanmış. Zor şartlarda, karanlık ortamlarda, örneğin ormanlık bir alanda giderken bu tepe lambalarını ancak uzun farlarınız yanarken çalıştırabiliyorsunuz. Böylece görüş performansınız artıyor ve etrafınız gündüz gibi aydınlanıyor. Tepe lambalarını kısa bir süre ıssız bir yolda denedim, inanılmaz…
All Mode 4x4-i
Vites kolunun önünde bulunan “All Mode 4x4-i” çekiş kontrol düğmesini “Auto” konumuna alırsanız siz aracı kullanırken yol koşullarını, aracın ağırlık dengesini ve sizin sürüş tarzınızı anlık verilerle sürekli kontrol ediyor. Herhangi bir tehlike yaratacak durumu önceden sezinleyerek gerekli gördüğü güvenlik sistemini devreye sokuyor. ESP aracınızın virajlarda dengesini sağlarken, TCS tekerleklerin patinaja kalmadan tüm gücü yere aktarmasını sağlıyor. “Lock” konumu ise ağır arazi şartlarında yol almanızın anahtarı. DDS (tepe iniş kontrolü) sahip olduğu otomatik frenleme ve hız sistemi ile size frenleme yapmadan tepelerden 7 km/h sabit hızla inme olanağı sunuyor. USS (tepe çıkış kontrolü) ise en dik rampalarda dahi aracın geriye doğru kaymasını engelleyerek, zor koşullarda ilerlemenize olanak sağlıyor.
Akıllı Anahtar
Nissan X-Trail'de bulunan akıllı anahtar sistemi ile anahtarınız cebinizde ya da çantanızdayken kapı açma koluna ufak bir dokunuşunuzla kapıları açıp, kilitleyebiliyorsunuz. Aracınızı çalıştırmak için akıllı anahtarın yine cebinizde, çantanızda ya da aracın orta konsolu gibi bir yerlerde olması kontak yuvasındaki aparatı çevirip aracınızı çalıştırmanız için yeterli oluyor.

2.0 lt 150HP Dizel Motor
Yazıda araçla ilgili teknik detaylara fazla girmek istemedim. Zaten meraklı olanlar bu verileri web sitesinde de bulabilirler. Benim söyleyeceğim, X-Trail hem şehir içi hem de zorlu yollarda size güven veren, yakıt tüketimi makul, performans ve güvenlik konusunda başarılı bir 4x4 SUV.
X-Trail ülkemizde 2.0 lt 150HP dizel motor ve otomatik şanzıman seçeneği ile satışa sunuluyor. 1645 kg ağırlığında olan araç 320Nm tork üretebiliyor. Boyutu ve ağırlığına göre hiç de yavaş sayılmayan bir hızlanma ve seriliğe sahip olan X-Trail, SUV tipi bir araç almadan önce bakılmasını tavsiye edeceğim bir model.